::: HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULUNUN YENİDEN YAPILANDIRILMASI
 

    

HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULUNUN
YENİDEN YAPILANDIRILMASI

  

GİRİŞ:

Son yıllarda yargı alanında gerek mevzuat gerek uygulama bakımından çok önemli gelişmeler yaşanmış, yargının sahip olduğu imkânlar önceki yıllarla kıyaslanamayacak ölçüde genişletilmiştir. Adalet Bakanlığı, mevcut imkânları daha da geliştirmek ve süregelen bir kısım sorunlara çözüm bulmak amacıyla çalışmalarına devam etmektedir.

Bu çalışmaların belli bir plan dahilinde yürütülmesini temin amacıyla ve Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakere başlıklarından biri olan 23 numaralı “Yargı ve Temel Haklar” faslında müzakerelere devam edilebilmesi için yapılması gerekenler kapsamında 2008 yılı Ocak ayından itibaren bir Yargı Reformu Stratejisi hazırlanmaya başlanmış, 2009 Eylül ayı itibarıyla da tamamlanarak kamuoyuna açıklanmıştır.

Yargı Reformu Stratejisi, bütüncül bir bakış açısıyla yargının bütün sorunlarına değinen ve çözüm önerileri getiren bir belge olup, son zamanlarda kamuoyunu yoğun bir şekilde meşgul eden “yargı reformu” tartışmalarından bağımsız ve zamanlama olarak da çok önceden hazırlanmaya başlanmıştır.

Yargı Reformu Stratejisinin sözü edilen bütüncül bakış açısına karşılık, değişik platformlarda yargının sorunları söz konusu olduğunda, çoğunlukla “yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” diğer sorunlara nazaran ön plâna çıkmakta, bu konular da daha çok HSYK’nın yapısına ilişkin tartışmalar çerçevesinde ele alınmaktadır.

“Yargı Bağımsızlığının Güçlendirilmesi” ve “Yargının Tarafsızlığının Geliştirilmesi”, Yargı Reformu Stratejisinde yer alan on temel amacın ilk ikisini teşkil etmektedir. Bu amaçlara ulaşmak için belirlenen hedefler çerçevesinde, “HSYK’nın objektiflik, tarafsızlık ve şeffaflık temelinde; uluslararası belgeler ışığında; geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması; kararlarına karşı etkili bir itiraz sisteminin getirilmesi ve yargı yolunun açılması” öngörülmektedir.

Kamuoyunda, basın yayın kuruluşlarında ve değişik platformlarda konuya ilişkin yapılan tartışmalarda ortaya konan bazı yanlış bilgi ve argümanların varlığı, Yargı Reformu Stratejisinin ve buna bağlı olarak Eylem Planının konuya bakışının doğru ve detaylı bir şekilde anlatılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Bahse konu ihtiyaca cevap vermek üzere hazırlanan bu kitapçıkta;

•     HSYK’nın yapısına,

•      Bu yapıya yönelik eleştirilere,

•      Konuya ilişkin uluslararası belgelerdeki düzenlemelere,

•      Avrupa ülkelerindeki benzer kurulların yapılarına ve

•      Konu ile ilgili tartışmalarda öne çıkan bazı hususlara

ilişkin özet bilgiler yer almaktadır.

 


 

 

1. HSYK'nın Yapısı ve Bu Yapıya Yönelik Eleştiriler:

HSYK, Anayasanın 159. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir. HSYK’nın;

•      3 asıl 3 yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun,

•      2 asıl 2 yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun

kendi üyeleri arasından her bir üyelik için gösterecekleri üçer aday arasından Cumhurbaşkanınca dört yıllığına seçilmektedir. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer.

Kurulun başkanı Bakan olmakla birlikte, Bakan toplantılara istisnaen katıldığından, Kurul genellikle başkanvekilinin başkanlığında, asıl üyeler, Müsteşar ve kıdemli yedek üyenin katılımıyla toplanmaktadır.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme; atama, nakletme; geçici yetki verme; yükseltme ve birinci sınıfa ayırma; kadro dağıtma; meslekte kalmaları uygun olmayanlar hakkında karar verme; disiplin cezası verme; görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. Ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Kurul kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. Ancak, ilgililerin kararlara karşı, yine yedi kişilik aynı Kurul tarafından incelenmek üzere “yeniden inceleme”; buradan sonuç alamazlarsa, yedek üyelerin de katılımıyla oluşan 12 kişilik İtirazları İnceleme Kurulunda incelenmek üzere “itiraz” hakları bulunmaktadır.

İtiraz aşamasında katılan yedek üyelerin sayısı ilk kararı verenlerden az olduğu için bu yöntem etkili bir itiraz yolu olarak kabul edilmemektedir.

2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunun 16’ncı maddesi uyarınca Kurulda yapılan işlemler ve bunlara ilişkin görüşmeler gizlidir.

 

 

HSYK’nın yukarıda özetlenmeye çalışılan mevcut yapısına ilişkin olarak;

•      İç kamuoyunun değişik kesimlerinde,

•      Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki tam üyelik müzakerelerine ilişkin temel belge niteliğindeki Katılım Ortaklığı Belgesinde,

•      AB Komisyonu tarafından her yıl düzenlenen ilerleme raporlarında,

•     Bu zamana kadar dört defa düzenlenmiş bulunan Türk Yargı Sisteminin İşleyişine İlişkin İstişari Ziyaret Raporlarında,

bir kısım eleştiriler yöneltilmekte olup, bu eleştirileri şu şekilde özetlemek mümkündür:

•        Bakan ve Müsteşar dışındaki üyelerin tamamı Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından seçilmekte olup, bu haliyle Kurul yargının bütününü temsil etmemektedir.

•        Kararlarına karşı etkili bir itiraz yöntemi bulunmamaktadır.

•        Bağımsız binası ve sekreteryası yoktur.

•        Bağımsız bütçeye sahip değildir.

•        Hâkimlerin denetiminde görev alan adalet müfettişleri Kurula bağlı değildir.

•        Hâkimler ve savcılar hakkında soruşturma izni verilmesi Kurulun yetkisinde değildir.

•        Zaman zaman diğer devlet kurumlarının etkisinde kalarak kararlar verebildiği izlenimi uyandıran uygulamaları vardır.

•        Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurulda yer alması yargı bağımsızlığı ile bağdaşmamaktadır.

 

2. Konuya İlişkin Uluslararası Belgelerdeki Düzenlemeler:

HSYK benzeri “yargı kurulları”na ilişkin olarak çeşitli uluslararası  belgelerde bir kısım düzenlemelere yer verilmiştir. Ancak, bu kurulların yapısına ilişkin doğrudan ve somut düzenlemeler esas itibariyle Avrupa Konseyi bünyesinde yapılandırılmış bulunan;

•      Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi (AHDK)’nin konuya ilişkin 10/2007 sayılı “görüş”ünde,

•      Kamuoyunda Venedik Komisyonu (VK) olarak tanınan Hukuk Yoluyla Demokrasi İçin Avrupa Komisyonunun 2007 tarihli “Adli Atamalar Raporu”nda,

yer almaktadır.

Bu düzenlemelere ana hatları itibariyle aşağıda yer verilecek olmakla birlikte, dikkat çeken husus; bahse konu belgelerde ideal tek bir model önerilmeyip, yargı kurullarının oluşumuna ilişkin bir kısım genel ilkelerin belirlenmesiyle yetinilmiş olmasıdır.

 

 

 

Bu ilkeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

•        Yargı kurulları, hem yargı sisteminin hem de hâkimlerin bağımsızlığının güvencesi olmalıdır (AHDK, 10/2007, 8. paragraf).

•        Yargı kurulları, hâkimlerin görevlerini yürütme ve yasama erklerinden bağımsız ve kontrollerine tabi olmadan ve aynı ölçüde yargı içinden gelecek yersiz baskılara maruz kalmadan yapmasına imkân tanımak için yargıyı bağımsız şekilde yönetmelidir (AHDK, 10/2007, 12. paragraf).

•        Yargı kurulları, bağımsızlığı ve etkin çalışmayı sağlayacak şekilde oluşturulmalıdır (AHDK, 10/2007, 15. paragraf).

•        Kurul üyeleri, yargı kökenli olsun veya olmasın aktif politika içinde olmamalıdır. Parlamenterler, hükümet üyeleri ve idare mensupları kurulda yer almamalıdır  (AHDK, 10/2007, 23. paragraf).

•        Yargı kurulları sadece hâkimlerden veya hâkimlerle birlikte hâkim mesleğinden olmayan kişilerin karışımından oluşabilir. Her iki halde de kendi çıkarlarına çalışma, kendini koruma ve yandaşlık görüntüsünün verilmesi önlenmelidir (AHDK, 10/2007, 16. paragraf).

•        Yargı kurulları sadece hâkimlerden oluşacak ise üyelerin seçimi meslektaşlarınca, yargının tüm birimlerini en geniş temsil edecek şekilde gerçekleştirilmelidir. Sınırlı bir kontenjan doğal üyeler için ayrılabilir (AHDK, 10/2007, 17, 25, 26 ve 27. paragraflar).

•        Karma bir oluşum söz konusu ise, üyelerin önemli bir kısmı meslektaşlarınca seçilmiş hâkimlerden oluşmalıdır (AHDK, 10/2007, 18. paragraf).

•        Kurulun yargı kökenli üyelerinin yargı dışında organlar (yürütme/yasama) tarafından seçimine izin verilmemelidir (AHDK, 10/2007, 31. paragraf)‏.

•        Yargı dışından gelen üyeler mesleklerinde temayüz etmiş kişilerden seçilmelidir. Üniversite öğretim üyeleri, hukukçular veya saygın vatandaşlar üye olabilir (AHDK, 10/2007, 22. paragraf)‏.

•        Yargı dışından gelen üyelerin seçiminde yürütmenin rolü olmamalı, seçim yasama organına bırakılırsa nitelikli oy çokluğu ile seçimler yapılmalıdır (AHDK, 10/2007, 32. paragraf)

•        Yargının kendi içine kapanık bir görüntü vermesinin negatif etkilerini kaldırmak adına; bir yanda yargı bağımsızlığı ve kendi mensuplarınca idare edilme ile diğer yanda yargının hesap verebilirliği arasında bir denge kurulmalıdır. Bu bağlamda hâkimler hakkında disiplin işlemleri etkili bir şekilde yürütülmeli ve meslektaş dayanışması bu işlemleri kapatmamalıdır. Bu hedefe ulaşmanın yollarından biri üyelerinin dengeli bir şekilde oluşturulduğu yargı kurulunun kurulmasıdır (VK, AAR, 27. ve 51. paragraflar)‏.

•        Yürütme erkinin temsilcilerinin Kurul içinde yer alması güvene dayalı endişeler yaratsa da bu uygulama yaygındır. Örneğin, Fransa’da Cumhurbaşkanı Kurulun başkanı, Adalet Bakanı doğal başkanvekilidir. Türkiye’de Adalet Bakanı ve Müsteşarı HSYK üyesidir. Bu durum tek başına, Venedik Komisyonu’na göre Kurul’un bağımsızlığını zayıflatmaz. Ancak Adalet Bakanı, Kurul’un başta disiplin konuları olmak üzere tüm toplantılarına katılmamalıdır (VK, AAR, 33. paragraf).

3. Avrupa Ülkelerinde Benzer Kurulların Yapıları:

Avrupa ülkelerinde yargı kurulları tek tip bir yapılanmaya sahip değildirler. Hatta Almanya, İngiltere ve Avusturya gibi bir kısım ülkelerde bu anlamda yargı kurulu bulunmamaktadır.

HSYK benzeri yargı kurullarına sahip olan Fransa, İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz, İrlanda, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Slovakya ve Romanya gibi Avrupa ülkelerinin uygulamalarına bakıldığında, bu ülkelerdeki yargı kurullarının;

•      Genel olarak karma bir yapıda oluşturulduğu;

•      Çok sayıda üyeden oluştuğu;

•      İlk derece ve istinaf mahkemelerinde görev yapan hâkimlerin mutlaka kurulda ağırlıklı olarak temsil edildikleri;

•      Parlamentoların bu kurullara üye seçtikleri;

•      Bir kısmında devlet başkanı ve adalet bakanının kurulun başkanı veya başkan yardımcısı olduğu

            görülmektedir.

Adı geçen ülkelerin bazılarındaki Kurul yapıları aşağıda gösterilmiştir:

 

Fransa

Sadece adli yargı hâkim ve savcılarının işlemlerini yürüten Fransız Kurulunda Yargıtay’dan hiç temsilci bulunmamakta, Danıştay’dan ise bir temsilci bulunmaktadır. Kurul üyelerinin görev süresi 4 yıldır ve her üye bir kez seçilebilmektedir.

Cumhurbaşkanı, Senato Başkanı ve Millet Meclisi Başkanı tarafından seçilen 3 üyenin yasama, yürütme ve yargı organlarına mensup olmayan seçkin vatandaş olması gerekmektedir.

İtalya

Kurulda, Yargıtay Başkanı ve Yargıtay Başsavcısı yanında 2 yüksek yargıç bulunmaktadır ki, toplam yüksek yargıç oranı 27’de 4’tür.

Seçilen üyelerin görev süresi 4 yıl olup, her üye bir kez seçilebilmektedir.

 

İspanya

Bütün atamalar Parlamentonun önerisi üzerine Kral tarafından yapılmaktadır. Görev süresi 5 yıl olup, her üye bir kez seçilebilmektedir.

Polonya

Polonya’da Parlamento kendi üyeleri arasından 4 kişiyi, Senato da yine kendi üyeleri arasından 2 Senatörü Kurul üyesi olarak atamaktadır.

 

Portekiz

Kurulun çoğunluğu yargı dışı üyelerden oluşmaktadır. Kurul üyelerinin görev süresi 3 yıl olarak belirlenmiştir.

 

Hollanda, İsveç, Danimarka, Finlandiya gibi bir kısım Kuzey Avrupa ülkelerinde ise bir “yargı kurulu” bulunmakla birlikte, karma bir yapıya sahip olan bu kurulların hâkimlik mesleğine mensup üyeleri dahi hükümet tarafından atanmakta, ağırlıklı olarak mahkemelerin idari ve mali yönetimi ile ilgilenmeleri bakımından da HSYK’ya örnek teşkil etmemektedir.

Hollanda

Hollanda’da tüm üyeler Adalet Bakanının önerisi üzerine Kral tarafından atanmaktadır.

İsveç

Hâkimler dahil üyelerin tümü hükûmet tarafından atanmaktadır. Kurul üyelerinin çoğunluğu yargı dışı üyelerden oluşmaktadır.

4. Yargı Reformu Stratejisinin HSYK’nın  Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin İlkeleri ve Önerdiği Kurul Modeli:

a. Objektiflik, Tarafsızlık, Şeffaflık:

Bu ilkeleri temin etmek bakımından;

•      Kişisel verilerin korunması kaydıyla HSYK’nın tüm kararlarına erişim imkanı sağlanması;

•      Kurul kararlarına karşı etkili bir başvuru sistemi kurulması,

•      Bazı kararlarına karşı yargı yolunun açılması

gibi tedbirler öngörülmüş bulunmaktadır.

Kurulun üye sayısının artırılarak geniş tabanlı temsil esasına göre oluşturulması ve Kurula yargı dışından üyelerin katılmasının da bu ilkelere hizmet edeceği değerlendirilmektedir.

b. Geniş Tabanlı Temsil:

Yukarıda da belirtildiği üzere, uluslararası belgelerde, yargı kurullarının sadece hâkimlerden ya da karma bir şekilde oluşturulabileceği belirtilmekle birlikte, “yargının kendi içine kapanık bir görüntü vermesinin negatif etkilerini kaldırmak” adına, üyelerinin dengeli bir şekilde dağıldığı yargı kurullarının oluşturulması tavsiye edilmektedir.

Avrupa ülkelerindeki yargı kurulları da geniş tabanlı temsil esasına göre oluşturulmuş olup, hemen hepsinde ilk derece ve istinaf mahkemelerinde görevli yargı mensupları ağırlıklı olarak temsil edilmekte, bunların yanında yüksek yargıdan, avukatlardan, hukukçu öğretim üyelerinden, seçkin vatandaşlardan temsilciler bulunmaktadır. Ayrıca bir çoğunda Parlamentolar tarafından seçilen üyeler yer almaktadır.

Yargı Reformu Stratejisinde, geniş tabanlı temsil esasının gerçekleştirilebilmesi için, öncelikle Kurulun üye sayısının artırılması ve ayrıca;

•      Anayasa Mahkemesi heyetinin raportörler arasından, Yargıtay ve Danıştay genel kurullarının doğrudan kendi üyeleri arasından,

•      İlk derece mahkemelerinde görevli tüm hâkim ve savcıların, birinci sınıf    hâkim ve savcılar arasından,

•      Cumhurbaşkanı’nın; avukatlar, üniversitelerde hukuk, siyasal ve iktisat alanlarında görevli öğretim üyeleri ile üst düzey yöneticiler arasından,

seçecekleri üyelerin Kurulda yer alması öngörülmektedir.

c. Kararlarına Karşı Etkili Bir İtiraz Sistemi Getirilmesi ve Yargı Yolu Açılması:

HSYK kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması ve etkili bir itiraz sisteminin de mevcut olmayışı, Kurula yöneltilen önemli eleştirilerden birisidir. Mevcut itiraz sisteminin etkili olmadığı ve bu haliyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini de ihlal eder nitelikte olduğu hususu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin “Kayasu” kararıyla da teyit edilmiştir.

Yargı Reformu Stratejisi, Kurul kararlarına karşı etkili bir itiraz sistemi oluşturulabilmesi için; Kurulun daireler halinde çalışmasını, dairelerden birinin kararlarına karşı yapılacak itirazların bu dairenin üyelerinin katılmadığı Genel Kurul’da incelenmesini öngörmekte; bir kısım kararlara karşı da yargı yolunun açılabileceğini kabul etmektedir.

Kurulun daireler şeklinde yapılandırılması ve bu daireler arasında konularına göre görev bölümü yapılması, özellikle soruşturma izinleri ve disiplin soruşturmaları bakımından teklif ve karar yetkilerinin tek elde toplanması sakıncasını da ortadan kaldıracaktır. Şöyle ki; hâkim ve savcılar hakkında soruşturma izni verilmesini dairelerden birisi teklif edecek, bu soruşturma sonunda disiplin cezası verilip verilmeyeceğine diğer bir daire karar verecek, itiraz durumunda ise disiplin kararına katılmayan üyelerden oluşan Genel Kurul devreye girecektir.

 

 

 

ÖNERİLEN HSYK MODELİNDE

ÜYELERİN KAYNAKLARINA VE SEÇECEK YERE GÖRE DAĞILIMI

 

 

ÖNERİLEN HSYK MODELİNDE

HSYK’NIN DAİRELER ŞEKLİNDE YAPILANMASI VE GÖREVLERİ

 

 

5. Adalet Bakanı ve Müsteşarının Konumu:

Adalet Bakanı, genel olarak ülkedeki adalet politikasının yürütülmesinden sorumludur ve bu alana ilişkin siyasî sorumluluğu üzerinde taşımaktadır. HSYK ise, görev ve yetkileri gereği ülkenin genel adalet politikasını doğrudan etkileme konumundadır. Adalet Bakanının, topluma ve Parlamentoya karşı hesap verme pozisyonunun bir gereği olarak Yargı Reformu Stratejisi, Adalet Bakanının HSYK’da yer almasını öngörmektedir.

Yargıya ilişkin destek hizmetlerinin Adalet Bakanlığının sorumluluğunda bulunması nedeniyle, HSYK’nın mevcut görevlerini yerine getirirken Adalet Bakanlığı ile yakın temas içerisinde çalışması büyük önem arz etmektedir. Mevcut yapıda Kurulun sekreterya işlemleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütüldüğünden bu temas doğal olarak sağlanmaktadır. HSYK için önerilen yeni yapıda  bağımsız bir sekreteryaya sahip olması öngörüldüğünden, HSYK ile Adalet Bakanlığının koordineli çalışmasına duyulan ihtiyaç daha gözle görülür hale gelecek ve daha büyük öneme sahip olacaktır. İşte bu koordinasyonun sağlıklı bir şekilde sağlanabilmesi bakımından Adalet Bakanlığı Müsteşarının da Kurulda yer alması öngörülmüştür.

İç kamuoyunun belli bir kesiminde ısrarla Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurul’da yer almaması gerektiği, Avrupa Birliğinin talebinin de bu yönde olduğu ileri sürülmekte ise de, Katılım Ortaklığı Belgelerinde ve 1998 yılından bu yana AB Komisyonunca Türkiye hakkında düzenlenen ilerleme raporlarında Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kuruldan çıkması gerektiği yolunda bir öneri yapılmamıştır. Sadece 2003-2006 yıllarına ilişkin ilerleme raporlarında Bakan ve Müsteşarın Kuruldaki varlığı bir tespit olarak yer almıştır. 2007 yılı ve sonrasında düzenlenen ilerleme raporlarında ise bu hususa hiç değinilmemekte, yukarıda sözü edilen diğer eleştirilerle birlikte Kurulun mevcut haliyle yargının bütününü temsil etmediği yolundaki eleştiri öne çıkarılmaktadır.

Avrupa Birliği tarafından yöneltilen Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurulda yer almaması gerektiğine ilişkin açık eleştiri sadece 2003, 2004 ve 2005 yıllarında düzenlenen Türk Yargı Sisteminin İşleyişine İlişkin İstişarî Ziyaret Raporlarında yer almıştır. Buna karşılık, son olarak 2008 yılında yapılan istişarî ziyaret sonunda düzenlenen raporda ise Adalet Bakanının Kuruldan çıkması önerilirken, Kurulun başkanlığının Adalet Bakanlığı Müsteşarına verilmesi gerektiği savunulmaktadır.

Bu noktada, bahse konu raporların mahiyetine değinmek gerekmektedir. İstişarî raporlar, bağımsız uzmanlarca AB Komisyonu adına düzenlenmekle birlikte, adı üstünde istişarî nitelikli raporlardır. AB Komisyonu dahi bu raporlarda ileri sürülen fikirleri kendisi açısından bağlayıcı kabul etmemektedir.

Katılım Ortaklığı Belgesi ve ilerleme raporları ise Avrupa Birliğinin bizatihi kendi organları tarafından oluşturulan belgeler olup, Avrupa Birliğinin resmî tutumunu yansıtmaktadır.

Bu bağlamda, Avrupa Birliğinin Adalet Bakanı ve Müsteşarının HSYK’daki konumuna ilişkin tutumunu anlamak bakımından, Katılım Ortaklığı Belgesi ile ilerleme raporları ve özellikle 2009 yılı İlerleme Raporu önemlidir. Şöyle ki, Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurulda kalmasını öngören Yargı Reformu Stratejisi Eylül 2009 ayında Avrupa Komisyonuna iletilmiş olup, bu belgenin Komisyon tarafından incelenmesinden sonra 14 Ekim 2009 tarihinde yayımlanan İlerleme Raporunda Yargı Reformu Stratejisinin içeriği ile ilgili olarak, “reformlar için izlenmesi gereken doğru yolu açıkça gösterdiği” değerlendirmesi yapılmıştır.

 

Venedik Komisyonunun yukarıda anılan 2007 tarihli “Adli Atamalar Raporu”nda, yürütme temsilcilerinin yargı kurullarında yer almaları konusu ile ilgili, ülkemizdeki mevcut durum örnek olarak gösterilmiş ve “Türkiye’de Adalet Bakanı ve Müsteşarı HSYK üyesidir. Bu durum tek başına, Venedik Komisyonu’na göre Kurul’un bağımsızlığını zayıflatmaz.” ifadesine yer verilmiştir.

Yeni önerilen yapıda ise;

•     Kurulun üye sayısının mevcuda göre oldukça artırılması;

•     Kurulun daireler halinde yapılandırılması ve Adalet Bakanının dairelerin çalışmalarına katılmayıp sadece Genel Kurula başkanlık etmesi,

•     Halen Adalet Bakanlığınca kullanılmakta olan bir kısım yetkilerin Kurula devredilecek olması,

•     Kurul için güçlü bir Genel Sekreterlik oluşturulması,

•     Kurul için bağımsız bir bina ve bütçe öngörülmesi,

•     Hâkim ve savcıların denetimi ve soruşturma izinlerinin Kurula bırakılması,

gibi hususlar dikkate alındığında Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kuruldaki varlığı şu andakinden daha sembolik bir durum olacaktır.

 

6. Cumhurbaşkanı’nın HSYK’ya Üye Seçmesi:

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun sadece hâkimlerden oluşması,  iç kamuoyunda ve uluslararası belgelerde eleştiri konusu olmakta;

•      Demokratik meşruiyetin güçlendirilmesi,

•      Yargının dışarıya karşı verdiği “kendi içine kapalı” görüntünün giderilmesi,

•      Kamuoyu nezdinde şeffaflık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi

            gibi amaçlarla yargı mensubu olmayan üyelerin de katılımıyla karma bir Kurul yapısı oluşturulması tavsiye edilmektedir.

Bu eleştiri ve tavsiyeler dikkate alınarak, Kurula üniversite öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından sembolik sayıda üye seçilmesi öngörülmüştür. 21 üyeli Kurula belirtilen kaynaklardan seçilecek üye sayısı dört olup, 15 üye bizzat yargı mensuplarınca kendi aralarından seçilecektir. Doğal üye olan Adalet Bakanlığı Müsteşarının da birinci sınıf hakim olduğu dikkate alınmasa bile, Kurulun önemli bir çoğunluğunun, uluslararası belgelerde öngörüldüğü şekilde yargı mensuplarından oluştuğu görülmektedir.

Mevcut HSYK yapısında Adalet Bakanı ve Müsteşarı dışında Yargıtay ve Danıştay’dan gelen üyelerin tamamı Cumhurbaşkanınca seçilmektedir. Konu ile ilgili uluslararası belgelerde Kurulun yargıdan gelen üyelerinin yargı mensuplarınca seçilmesi tavsiye edildiğinden Cumhurbaşkanı’nın bu yetkisi kaldırılmakta, buna karşılık yargı dışından gelecek az sayıda üyenin seçimi Cumhurbaşkanı’na bırakılmaktadır.

Venedik Komisyonunca, yargı dışından gelen üyelerin seçiminde özellikle demokratik meşruiyet açısından parlamentolara rol verilmesi tavsiye edilmekte ve Avrupa ülkelerinde bu yönde yaygın bir uygulama bulunmaktadır. Ülkemiz açısından ise, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceği de dikkate alındığında yargı dışından gelen üyelerin seçiminin Cumhurbaşkanı tarafından yapılmasının demokratik meşruiyete katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.

7. Yargı Teşkilâtında Seçim Atmosferi Oluşup Oluşmayacağı:

Özellikle birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından seçilmesi öngörülen üyelerin belirlenmesi sürecinde, yargı camiasında bir seçim atmosferi oluşabileceği ve bu durumun arzu edilmeyen gruplaşmalara neden olabileceği yönünde haklı eleştirilere rastlanmaktadır.

Bahse konu seçimlerin Yüksek Seçim Kurulu’nun gözetiminde yapılması öngörülmekte olup, Yargıtay Kanununun 38’inci maddesindekine benzer bir propaganda yasağı getirilmesi düşünülmektedir. Bu çerçevede; adaylar, HSYK’nın internet sitesinde veya seçim için oluşturulacak özel bir sitede, standart bir formda özgeçmişlerini yayımlayarak tanıtımlarını gerçekleştirecekler; bunun dışında propaganda amaçlı açık ya da kapalı salon toplantıları yapılamayacak; vaatte bulunulamayacak, broşür veya promosyon dağıtılamayacaktır.

Yargı teşkilatının sürekli bir seçim atmosferi içerisinde olacağı yolundaki endişeler de yersizdir. Zira, Kurul üyelerinin görev süreleri dört yıl olarak öngörülmüş olup, birinci sınıf hâkim ve savcılar arasından seçilecek on asıl ve altı yedek üyenin tamamı dört yılda bir yapılacak seçimle belirlenecek, iki seçim arasında değişik nedenlerle boşalma olması durumunda yedekler devreye girecektir.

Yeni kurulun çalışma usulünde, tam sayıyla toplanma zorunluluğu kaldırılıp, toplantı ve karar yeter sayıları belirlenecek; yedek üyelerin fonksiyonu da  şu anda olduğu gibi asıl üyelerden mazereti nedeniyle toplantıya katılamayanların yerini doldurmak ve İtirazları İnceleme Kuruluna katılmak değil, üyeliklerde kalıcı bir boşalma olması durumunda asıl üye gibi sürekli görev yapmak olacaktır.

8. 1961 Anayasasına Göre Kurulun Yapısı:

HSYK’nın yeniden yapılandırılması tartışmaları sırasında zaman zaman 1961 Anayasasının öngördüğü Kurul yapılanması da gündeme gelmektedir. Kurulun o zamanki yapısı ve zaman içerisinde geçirdiği değişim hakkında bilgi vermek ve kıyaslama imkânı sağlamak bakımından 1961 Anayasasının öngördüğü yapı ve 1971 yılında getirilen değişiklik aşağıdaki tablolarda gösterilmiştir.

Yargı Reformu Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında önerilen Kurul yapısının ana hatları itibarıyla 1961 Anayasası modeline benziyor olmasından hareketle, “bu sistemin denendiği ve işletilemediği” eleştirisi ileri sürülmektedir. O zamanki temel sorunun, değişik kaynaklardan gelen üyelerin hepsinin aynı zamanda göreve başlaması zorunluluğu getirilmesi, ilk derece mahkemelerinin temsilcilerinin zamanında seçilmelerine rağmen iki kanatlı Yasama Meclisi ile Yargıtay Genel Kurulunun seçimleri zamanında yapıp üyeleri belirleyememesinden kaynaklandığı bilinmektedir.

Ülkemizin o zamandan bu yana geldiği demokratik olgunluk seviyesi dikkate alındığında bu tür bir aksaklığın meydana gelmesi beklenmemekle birlikte, küçük bir ihtimal de olsa aksi durumda da;

•      Kurul üye sayısının artırılması,

•      Üye kaynaklarının çeşitlendirilmesi,

•      Daireler şeklinde çalışma öngörülmesi ve

•      Üye tam sayısı ile toplanma zorunluluğunun kaldırılması

karşısında bir kısım üyelerin belirlenmesinde meydana gelebilecek muhtemel bir gecikmenin bir sakınca oluşturmayacağı düşünülmektedir.

1971 yılında yapılan değişiklikle, yukarıda sözü edilen sorun gerekçe gösterilerek Yüksek Hâkimler Kurulu aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi bütün üyeleri Yargıtay üyelerinden oluşacak şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

 

1971 yılında yapılan değişiklik 1982 Anayasasına kadar yürürlükte kalmış, 80’li yıllara gelindiğinde Kurul, dönemin başkanının ismi ile anılır bir hale gelmiş ve sadece hâkimlerden oluşan bu Kurulun ortaya çıkardığı sakıncaları gidermek amacıyla Bakan ve Müsteşarın da katılımıyla mevcut Kurul yapısı oluşturulmuştur.

 

 

9. Genel Değerlendirme:

Yukarıda;

•      HSYK’nın mevcut yapısı ve bu yapıya yöneltilen eleştiriler,

•      HSYK benzeri yargı kurullarının yapısına ilişkin olarak uluslararası belgelerde yer alan öneriler,

•      HSYK benzeri yargı kurullarının Avrupa ülkelerindeki yapısı ve

•      Yargı Reformu Stratejisi ve Eylem Planı çerçevesinde öngörülen yeni HSYK yapılanması

            hakkında özet bilgiler verilmiş ve öngörülen yapının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla bazı konularda açıklamalar yapılmıştır.

Bu açıklamalar göstermektedir ki, HSYK’nın yeniden yapılandırılmasına ilişkin öneri;

•      Mevcut yapıya yönelik hemen hemen bütün eleştirileri karşılamaktadır. (Eleştirilerin aksine Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurulda yer alması önerilmekle birlikte, bunun gerekçeleri de detaylı olarak açıklanmıştır.)

•      Konuya ilişkin uluslararası belgelerdeki ilkelerle büyük ölçüde uyumludur. (“Büyük ölçüde” diyoruz, çünkü bu belgeler de tek bir ideal model ortaya koymamakta, duruma göre bir çok istisnalar içeren genel ilkeler belirlemektedir.)

•      Avrupa ülkelerindeki benzer kurul yapıları ile, yaklaşık üye sayıları, üye kaynakları, üyelerin seçimi gibi kriterler bakımından uyumludur.

•      Bazı çevrelerce dayanaksız olarak ileri sürüldüğünün aksine, yargı mensuplarının pozisyonlarını değiştirecek, hâkimlik teminatını zedeleyecek herhangi bir unsur içermemektedir.

•      Mevcut HSYK üyelerinin görev sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam etmelerini öngörmektedir.

•      Cumhurbaşkanı’nın seçmesi öngörülen üyeler sembolik sayıda olup, Kurulun büyük çoğunluğu yargı mensuplarından oluşacaktır.

 

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeni yapılanmasına ilişkin düşüncelerin paylaşıldığı bu kitapçığı, kamuoyundaki bilgi eksikliklerini gidereceği ve yersiz tartışmaları azaltacağı ümidiyle kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

 

 

 

Anayasa Mahkemeleri