::: Basın Açıklaması

BASIN AÇIKLAMASI

 

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 17/02/2010 tarihinde oyçokluğuyla aldığı kararlara ilişkin açıklaması ile Yargıtay ve Danıştay başkanları ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının peşpeşe yaptıkları açıklamalarla ilgili olarak üstlendiğimiz sorumluluk ve görevimiz gereği, mevcut gelişmeler karşısında daha fazla sessiz kalınamayacağından kamuoyunu bilgilendirmek üzere aşağıdaki açıklamaların yapılması zarureti hasıl olmuştur.

Anayasanın 159’uncu maddesinde ve 2461 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 4’üncü maddesinde HSYK’nın görev ve yetkileri açıkça sayılmıştır.

Hâkim ve savcılar ile mahkemelerin yargısal faaliyetlerinin denetimi ise yasalarımızda tereddüde mahal bırakmayacak şekilde yargı mercilerine bırakılmıştır, HSYK’nın böyle bir görev ve yetkisi yoktur. HSYK, yargısal görevleri olmayan idari bir kuruldur.

Hâkim veya mahkeme kararlarına karşı, kanun yollarına başvurma hakkı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya katılana aittir.

Bunlardan herhangi birinin müracaatı olmaksızın, süreçte yargısal denetimi yapmakla görevli mercilerin bile bu denetimi yapması mümkün değilken, idarî bir kurul olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bu denetimi yapmaya kalkışması, çok açık bir YETKİ GASPIDIR, Anayasa ve Yasalara tamamen aykırı BİR HUKUKSUZLUKTUR.

Hiçbir yargısal görevi bulunmayan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun, bu konuyu görüşmek üzere toplanarak, HSYK’nın yaptığının doğru olduğuna dair karar alması da yasal dayanaktan yoksundur, ihsas-ı rey niteliğindedir, yargılama faaliyetine müdahale anlamını taşımaktadır. .

Danıştay Başkanı’nın görev alanıyla ilgili olmayan bu konuda yaptığı açıklama, bu yanlışlıklara katkı vermek anlamına gelmektedir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının devam eden yargısal bir faaliyetten dolayı siyaset kurumunu sorumlu tutmak anlamına gelen açıklamasının kabul edilmesi mümkün değildir.

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında yapılan arama, gözaltına alma ve tutuklama kararları üzerine, yasada bu konuda hiçbir yetkisi ve görevi olmayan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale etmiş,  doğrudan TARAF OLMUŞ, yetkisini aşmış,  BAĞIMSIZ YARGININ İŞLEYİŞİNE ENGEL OLMUŞ, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye sokmuştur.

Bu ve benzeri girişimleri, Adalet Bakanlığı olarak yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak görüyoruz.

 Yargının bağımsız ve tarafsız bir şekilde görevini yapması engellenmiş, bu sürece dahil olanlar görevlerinden  alınmak suretiyle diğer görevlilere açıkça GÖZDAĞI VERİLMİŞTİR.

Yürütülen soruşturma kapsamında ilgililerin hukuk ihlâli yapıldığı yönündeki varsa itirazlarının ve başvurularının çözüm yeri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu değil, bu işle görevlendirilen mahkemelerdir. Nitekim bu yönde yapılan itiraz ilgili mahkemece reddedilmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, soruşturmanın tamamlanmasını beklemeksizin ve varsa hukuk ihlâllerini araştırma gereği duymaksızın ve hangi somut verilere ve dosyalara dayanarak böyle bir karar aldığını da açıklamaksızın yetki gaspı yapmak suretiyle sürece çok vahim bir müdahalede bulunmuş, yargı sistemini kaosa sürükleyecek bir tutum takınmıştır.

Yetkileri değiştirilen Cumhuriyet savcılarının, hâkim tarafından verilen kararları yerine getirdikleri göz ardı edilmiştir. Savcıların yaptıkları işlemlerin yetki ve görevleri kapsamında kaldığı mahkeme tarafından da kabul görmüştür. Bu durumda Cumhuriyet savcılarına atfedilen suçun ne olduğu ve bunu ne şekilde işlediklerinin de yine kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.

HSYK’ca alınan karar ve yapılan açıklamalarla, Anayasanın 138’inci maddesindeki,

“Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz,” hükmü ihlâl edilerek hâkim ve savcılara yargısal süreçle ilgili müdahalede bulunulmuştur.

Anayasanın söz konusu hükmü, sadece yürütmeyi ve bu anlamda Bakanlığımızı değil; aynı zamanda, yüksek mahkemeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu da bağlamaktadır.

Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan basın açıklamasında; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Habur, Erzincan ve Erzurum Adli Yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar incelemeye alınmıştır…” şeklinde değerlendirmelere yer verilerek, bu konuya ilişkin hiçbir yetkisi ve görevi olmadığı halde doğrudan bu makamca da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi soruşturmaya müdahale etme girişiminde bulunulmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun açıklamaları ve bu konuda aldığı kararlar, Türk Ceza Kanununun 288’inci maddesindeki, “Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi … cezalandırılır” hükmü uyarınca adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs girişimidir.

Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılıkları ve tedbir kararlarını veren mahkemeler, yüksek mahkemelerin ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ağır baskısı altına alınmıştır. Bu şartlar altında bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmak son derece zorlaşmıştır.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Şemdinli olaylarına ilişkin soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı hakkında verdiği meslekten çıkarma kararı Avrupa Birliğinin Türkiye hakkında düzenlediği ilerleme raporlarında yargıya ağır baskı olarak nitelendirilmiş, aynı husus yine Avrupa Birliği adına düzenlenen Türk Yargısının İşleyişine İlişkin İstişarî Ziyaret Raporlarının sonuncusunda yargıya yönelik “iç tehdit” olarak değerlendirilmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yargılama sürecine yaptığı bu müdahaleden sonra, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından yargı reformunun acilen hayata geçirilmesi zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Bakanlığımız, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, yargı bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatının ihlâli anlamına gelebilecek her türlü girişimlere karşı herkesin hukuk sınırları içerisinde kalması için gerekli uyarılarını yapmaya devam edecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.